Philip Johnson; Pritzker Mimarlık Ödülü’nü Kazanan İlk Mimar

Philip Cortelyou Johnson  (d. 8 Temmuz 1906, Cleveland, Ohio – ö. 25 Ocak 2005, New Canaan, Connecticut)

Dünyaca ünlü Amerikalı bir mimardır. Son derece kalın ve yuvarlak gözlükleri ile Amerikan mimarlık camiasındaki en tanınmış kişilerin başında gelmektedir. Mimarlık eğitimi Harvard Üniversitesi’nde yapan Philip Johnson, 1930 yılında New York’ta yer alan MoMa’da (Modern Sanat Müzesi) Mimarlık ve Tasarım Bölümü’nü kurmuştur. 1978 yılında Amerikan Mimarlar Enstitüsü tarafından altın madalya ödülü verilmiştir. Mimarlık dünyasının en prestijli ödülü sayılan Pritzker Mimarlık Ödülü de ilk kez kendisine 1975 yılında verilmiştir. 25 Ocak 2005 yılında vefat eden Philip Johnson’un hayat arkadaşı David Whitney de birkaç ay sonra, 12 Haziran 2005’te öldü. 

 

Hayatının ilk dönemleri

Philip Johnson  Ohio eyaletinin  Cleveland  şehrinde doğdu. Jansen (veya Johson) ailesinden gelen ünlü mimarın ailesi New Amsterdam  bölgesinde uzun zamandır etkili bir aile idi. Jansen ailesinden Huguenot Jacques Cortelyou, New Amsterdam bölgesindeki ilk şehir planlaması olan Peter Stuyvesant şehrini gerçekleştirmişti.

New York  eyaletinde yer alan Tarrytown’daki Hackley Okulu’nda okuyan Philip Johnson, eğitimine Harvard Üniversitesi’nde devam etti. Burada başta  Sokrates  öncesi felsefeciler olmak üzere tarih ve felsefe alanlarında eğitim almaya başladı. Ancak Avrupa’ya yaptığı birkaç seyahat yüzünden eğitimine ara verdi. Bu seyahatler Philip Johnson’un kariyerinde dönüm noktası oldu. Avrupa’da ziyaret ettiği  Chartres ve Parthenon gibi antik mimari yapılar mimarlık kariyerini seçmesinde oldukça etkili oldu.

 

1928 yılında Barcelona’daki Expo için Almanya’ya ait pavyonu tasarlayan  Ludwig Mies van der Rohe ile tanışan Philip Johnson, ömrünün sonuna kadar arkadaş kaldı. Almanya’yı arkadaşları Alfred H. Barr, Jr ve Henry-Russell Hitchcock ile turlayan Philip Johnson burada güncel mimarlık örneklerini inceleme fırsatı elde etti. Bu üçlü grup keşfettikleri tüm yenilikleri ve bilgileri 1932 yılında  MoMa’da “Uluslararası Stil: 1922’den beri Mimarlık” adlı sergisinde sergilediler. Bu sergi oldukça ilgi çekmesi ve modern mimarlığı Amerikan kamuoyuna sunması açısından oldukça önemlidir. Bu sergideki en olumsuz olay Frank Lloyd Wright’in eserlerinin daha ön plana çıkarılmadığı iddiasıyla sergiden çekilmesiydi. Mimarlık eleştirmenlerinden Peter Blake’in de belirttiği gibi “bu serginin 20.yüzyılda Amerikan mimarlığına etkisi yadsınamaz.” Serginin hemen arkasından Philip Johnson ve Henry-Russell Hitchcock’un sergi ile ilgili bastığı kitapta modern stilin üç ana prensibinden bahsedilir:

1-Mimari hacime kütleden daha fazla önem verilmesi

2-Simetrinin reddedilmesi

3-Uygulamali dekorasyonun reddedilmesi

 

Philip Johnson,  MoMa’da çalışırken modern mimarlığı savunmaya devam etti. 1935 yılında  Le Corbusier’in  ABD’ye göçmen olarak gelmesi için uğraş verdi. Sonradan da  Mies van der Rohe  ve Marcel Breuer’i ülkesine getirtmeyi başardı.

1930’lu yıllarda  Nazizm’e sempati duyan ve  anti-semitik  görüşlerini saklamayan Philip Johnson hayatının sonraki yıllarında bu dönem için şu yorumu yapar: “Yaptığım bu inanılmaz aptallıklar için söyleyecek bir şey bulamıyorum. Nasıl özür dilemeliyim bilemiyorum.”

Büyük Buhran sırasında MoMa’dan ayrılan Philip Johnson, gazetecilik ve popülist politikalar ile ilgili çalışmalar yaptı. Gazetecilik kariyeri sırasında 1939’da  Polonya’nın işgalini ve  Nazi Almanyası’nı takip etti ve haberlerini yayınladı. Daha sonra  ABD’ye dönen Philip Johnson  Amerikan Ordusu’na yazıldı. Birkaç yıl orduda görev yaptıktan sonra  Harvard Üniversitesi’ne geri dönerek mimarlık eğitimi almaya başladı.

Cam Ev (Glass House)

 

Philip Johnson’in ilk dönemlerde camı mimari malzeme olarak kullanmasına en önemli örnek 1949 yılında  Connecticut  eyaletinin New Canaan bölgesinde kendi müstakil evi olarak inşa edilmiş Cam Ev’dir. Yakındaki bir gölete bakan bu yapının cepheleri cam ve kömür rengine boyanmış çelikten oluşmaktadır.

 

 

Cam Ev

 

İç mekânlar alçak katlı ceviz dolaplar ile birbirinden ayrılmıştır. Tuğlanın kullanıldığı tek mekân banyodur. Cam Evinin hemen karşısında tuğlalardan oluşan bir cepheye sahip bir misafir evi yer almaktadır. Cam Evi günümüzde Ulusal Tarihi Koruma Komisyonu tarafından koruma altına alınmıştır ve kamuoyunun ziyaretine açıktır.

 

 

Cam Ev

 

Seagram Binası

Cam Evi’nden sonra birkaç farklı ev projesine de imza atan Philip Johnson 1956 yılında  Mies van der Rohe  ve Marcel Breuer’in tasarladığı 39 katlı Seagram Binası’nın tasarımı aşamalarında yer aldı.

Cam ve çelikten oluşan Seagram Binası, Philip Johnson’un mimari kariyerinde dönüm noktası oldu. Bu noktaya kadar küçük boyutlu yapılar sergileyen mimar, bu dönemden sonra Lincoln Center ve New York Eyalet Tiyatrosu gibi projeleri tasarladı. Bu döneme kadar öncülüğünü yaptığı  Uluslararası Stil’den sıkılıp yeni arayışlara girişmesi de bu döneme rastgelir.

 

Seagram Binası (1958)

 

Sonraki dönemlerdeki tasarımları

 

Her ne kadar ilk inşa edildiklerinde şaşırtıcı ve kışkırtıcı gelen cam ve çelikten oluşan modern mimarlık eserleri 1960’lı yıllara gelindiğinde dünyanın dört bir tarafında yaygınlaşmıştı. Bu sebepten dolayı Philip Johnson kariyerinin ilerleyen dönemlerinde  Uluslararası Stil’in önemli unsurlarından olan metalik görüntü fikrini reddetmeye başladı ve de daha etkileyici ve camın geri plana çekildiği tasarımlar gerçekleştirmeye başladı. Bu tasarım değişikliğine en güzel örnekleri  Pittsburgh’daki PPG Yapısı ve  Kaliforniya’daki Kristal Katedral’dır.

 

Pittsburgh’daki PPG Yeri , Pensilvanya (1984).

 

Kristal-Katedral-Garden-Grove-1980-ve-kule-1990

 

Philip Johnson’un mimari kariyeri  II. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikan sanatı’nda etkili olan iki hareket arasında dengeli bir pozisyonda yer almıştır: Daha ciddi bir hareket olan  Minimalizm  ile daha popüler olan  Pop Art (Pop Sanat). Philip Johnson  Mark Rothko ve Andy Warhol  gibi sanatçıların  MoMa’da sergiler açabilmesi için önayak olmuştur. 1967 ile 1991 yılları arasında  John Burgee  ile çalışan Philip Johnson’ın bu dönemi en üretken olduğu zamandır. Minneapolis’deki ünlü IDS Kulesi ile 1980 yılında  Kaliforniya’da inşa edilen Kristal Katedral oldukça ilgi toplamışlardır.

 

Minneapolis’teki IDS Merkezi (1973)

 

New York’ta yer alan ve şimdilerde Sony Binası denilen AT&T Binası 1984 yılında tamamlandığında hem olumlu hem olumsuz tepkiler almıştır. Bazıları bu gökdeleni  Postmodernizm’in mimarlıktaki ilk uygulamalarından birisi olduğunu belirttiler.

 

AT&T Binası, New York

Philip Johnson’a ait mimari çizimler, proje kayıtları ve diğer yayınlar  Columbia Üniversitesi,  Gety Müzesi  ve MoMa’da arşivlenmiştir.

 

Önde gelen tasarımları

 

  • 1949 – Cam Ev, New Canaan, Connecticut
  • 1950 – John de Menil Evi, Houston
  • 1950 – Rockefeller Misafir Evi
  • 1956 – Seagram Binası (Mies van der Roheile birlikte), New York
  • 1959 – Four Seasons Restaurantı, New York
  • 1960 – St. Anselm’s Abbey Genişleme Projesi, Washington
  • 1960 – Munson-Williams-Proctor Sanat Müzesi, Utica, New York
  • 1964 – Lincoln Center (Richard Foster ile birlikte), New York City
  • 1961 – Amon Carter Müzesi, Fort Worth, Teksas(genişleme projesi 2001)
  • 1964 – New York Eyaleti Pavyonu, 1964 Dünya Fuarı için

 

Atrium New York Eyalet Tiyatrosu’nda Lincoln Center’da (1964)

 

  • 1967 – Kreeger Müzesi (Richard Foster ile birlikte), Washington
  • 1970 – JFK Anıtı, Dallas, Teksas
  • 1972 – IDS Binası, Minneapolis, Minnesota
  • 1972 – Güney Teksas Sanat Müzesi, Corpus Christi, Teksas
  • 1973 – Boston Halk Kütüphanesi, Boston

 

Boston Halk Kütüphanesi

 

  • 1974 – Fort Worth Water Bahçeleri
  • 1976 – Thanksgiving Meydanı, Dallas, Teksas

 

Dallas-Teksasta-Sukran-Gunu-Meydani-1977

 

  • 1980 – Kristal Katedral, Garden Grove, Kaliforniya
  • 1980 – Tata Tiyatro Salonu, Mumbai, Hindistan
  • 1982 – Metro-Dade Kültür Merkezi, Miami, Florida
  • 1983 – Transco Kulesi, Houston, Teksas
  • 1983 – Cleveland Spor Salonu, Cleveland, Ohio
  • 1983 – Wells Fargo Merkez İdare Binası, Denver, Colorado
  • 1984 – AT&T Binası, New York City
  • 1984 – PPG Binası, Pittsburgh, Pensilvanya
  • 1985 – Gerald D. Hines Mimarlık Fakültesi, Houston Üniversitesi, Teksas
  • 1992 – St Thomas Üniversitesi, St Thomas Kilisesi
  • 1994 – Ziyaretçi Pavyonu, New Canaan, Connecticut
  • 1996 – Case Western Reserve Üniversitesi, Cleveland, Ohio
  • 1997 – Philip-Johnson-Haus, Berlin, Almanya
  • 2000 – First Union Plaza, Boca Raton, Florida

Yorum Ekle

Bu alandan yorum ekleyebilirsiniz.

Subscribe
Bildir
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

Popüler Yazılar

Paylaş

Yayında

Benzer Yazılar

0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x