Türk Borçlar Kanunu’nda İnşaat Sektörünü İlgilendiren Kusursuz Sorumluluk Halleri

Kusursuz sorumluluk, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“Kanun”) 65. ve 71. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kusursuz sorumluluk, sorumluluğun kişinin kusuruna bağlanmadığı, yasal düzenlemelerle öngörülen ve zararı meydana getiren olay/olgu ile zarar arasında bir nedensellik bağının sorumluluğun varlığını ortaya koymak için yeterli görüldüğü bir sorumluluk türüdür.

Türk Ticaret Kanunu’nda  haksız fiillerden doğan sorumluluk genel olarak “kusur sorumluluğu”   şeklinde m.49  ile m.64 arasında düzenlenmiş olmakla birlikte, istisnai haller için de olsa “kusursuz sorumluluk” halleri de düzenlenir. Sebep sorumluluğu da denen “kusursuz sorumluluk” halleri  “hakkaniyet sorumluluğu”, “özen sorumluluğu” ve “tehlike sorumluluğu” olmak üzere üçe ayrılarak ele alınır.

Yazımızda ,  inşaat sektörünü ilgilendiren ve “özen sorumluluğu” konusuna giren “adam çalıştıranın sorumluluğu” ve “yapı malikinin sorumluluğu”   ndan bahsedeceğiz.

 

Adam Çalıştıranın Sorumluluğu

İşverenin objektif kusur sorumluluğu Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olan kusursuz sorumluluk hallerindendir. Objektif kusur sorumluluğuna özen sorumluluğu da denilmektedir.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 66. Maddesinde: “Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür. Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz. Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür. Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir.” şeklinde düzenlenmiştir.

İşçilerin çalışmasından yararlanan işverene, kendi hakimiyetinde çalışan kişilerin başkalarına zarar vermelerini önleyecek özenli davranışta bulunma yükümlülüğü getirilmiş, işçinin işini görürken üçüncü kişilere zarar vermesi durumunda, işverenin gerekli özeni göstermediği ve zararın bu sebeple meydana geldiği karine olarak kabul edilmiştir.

 

Özen Sorumluluğunun Şartları:

-Üçüncü şahıs bir zarara uğramış olmalıdır.

-Zarar, işçinin hukuka aykırı fiilinden doğmuş olmalıdır.

-Zarar, işçinin işini görürken meydana gelmelidir.

Yukarıdaki şartların varlığı halinde, zararı meydana getiren işçiyi çalıştıran işverenin kendisine yükletilmiş olan özen gösterme yükümlülüğünü yerine getirmediği ve zararın bu yüzden meydana geldiği Kanun’da karine olarak kabul edilmiştir. Bir başka ifadeyle, Türk Borçlar Kanunu m. 66’da öngörülen şartların gerçekleşmesi durumunda, adam çalıştıran (işveren) için bir sorumluluk karinesi doğar. İşveren, kendisine yüklenen özen yükümlülüğünü yerine getirdiğini veya zararla yükümlülüğü arasında illiyet bağı bulunmadığını ispat ettiği takdirde sorumluluktan kurtulur. Buna kurtuluş beyyinesi de denilmektedir.

 

İşverenin Kurtuluş Beyyinesi Savunması

Karine olarak kabul edilen olgu, işverenin Kanun’un yüklediği özen yükümlülüğünü yerine getirmemiş olduğudur. Bunun aksinin ispatı gereken özenin gösterildiğinin ispatı demektir.

İşveren;

-Çalışanını seçerken,           

-İşiyle ilgili talimat verirken,

-Gözetim ve denetimde bulunurken

zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz. Bunlardan herhangi birisinin yerine getirilmemiş olması halinde istihdam eden karineyi çürütmüş olmaz. Örneğin tecrübeli bir işçi almak ve ona gereken talimatları vermiş olmak yetmemekte, onun kontrol altında tutulmuş olması da gerekmektedir.

Değinilmesi gereken bir diğer önemli nokta, ispat edilecek özen, hal ve şartlara göre gösterilmesi gereken objektif özendir. Adam çalıştıranın sübjektif durumu (öğrenim derecesi, tecrübe derecesi vs.) çerçevesinde gösterebileceği özeni göstermiş olması sorumluluktan kurtulmasına yetmemektedir. Olayda sübjektif özen değil, her olayın kendi şartları içinde gösterilmesi gereken objektif özen dikkate alınacaktır.

Kanun’da karine olarak kabul edilen bir diğer husus işletmenin çalışma ortamının zararın meydana gelmesine elverişli olduğudur. Kanundaki ifadesiyle “Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür.” İşveren, yukarıda açıklamış olduğumuz özen borcunu yerine getirdiğini ispat etse dahi işletmenin çalışma ortamının zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe sorumluluktan kurtulamayacaktır.

 

Yapı Malikinin Sorumluluğu

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 69. Maddesinde:   “Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür.  İntifa ve oturma hakkı sahipleri de, binanın bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan, malikle birlikte müteselsilen sorumludurlar. Sorumluların, bu sebeplerle kendilerine karşı sorumlu olan diğer kişilere rücu hakkı saklıdır. ” şeklinde düzenlenmiştir.

TBK m.69 hükmünden açıkça görüleceği üzere;  bir bina veya yapının yapılışındaki bozukluk veya bakımındaki eksiklikler yüzünden özel hukuk alanına giren, üçüncü kişilerin ya da eşyalarının uğradıkları zararlardan malik veya bazı durumlarda intifa veya oturma hakkı sahibinin sorumlu olması esasına dayanmaktadır. TBK 69.madde lafzından da anlaşıldığı üzere; yapı malikinin hem yapılıştaki bozukluk hem de bakındaki eksikliklerden sorumlu olduğu anlaşılmakla birlikte zarar meydana geldiğinde malik kim ise, söz konusu zarardan o şahıs sorumlu tutulacaktır.

Sorumluluğun esas olarak şartları bulunmaktadır. Bu şartlar kısaca;

Bir bina veya yapı  eserinin varlığı,

Malik veya intifa ve oturma hakkı sahibinin varlığı,

Yapılıştaki bir bozukluk veya bakımda bir eksiklik,

Zarar ve illiyet bağıdır.

İşbu sorumluluğa ilişkin gerekli şartların gerçekleşmesinden sonra, zarar gören açacağı tazminat davası ile genel esaslar kapsamında bu zararını tazmin ettirebilecektir. Kural olarak, maddi ve manevi tazminat davasını, bina veya yapı eserinden zarar gören kişi açabilmektedir.

 

Zarar tehlikesini önleme

 TBK m.70 ile düzenlenen zarar tehlikesini önleme hakkında kanun hükmü; “Bir başkasına ait bina veya diğer yapı eserlerinden zarar görme tehlikesiyle karşılaşan kişi, bu tehlikenin giderilmesi için gerekli önlemlerin alınmasını hak sahiplerinden isteyebilir.  Kişilerin ve malların korunması hakkındaki kamu hukuku kuralları saklıdır.” şeklinde  düzenlenmiştir.

 

Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme

TBK m.71 ile düzenlenen tehlike sorumluluğu ve denkleştirme hakkında kanun hükmü; ”  Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur. Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu işletme de önemli ölçüde tehlike arzeden işletme sayılır.  Belirli bir tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır. 

Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin bu tür faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar görenler, bu işletmenin faaliyetinin sebep olduğu zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler.” şeklinde  düzenlenmiştir.

 

Tazminat İstemine İlişkin Zamanaşımı

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu madde 72’de: “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.” şeklinde hüküm kurulmuştur.

Dolayısıyla zarar gören zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl geçmeden dava yoluna gitmelidir. 

 

 

 

 

 

 

Yorum Ekle

Bu alandan yorum ekleyebilirsiniz.

Subscribe
Bildir
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Yayında

Benzer Yazılar

0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x