Bahçe Mimarisinin Tarihsel Gelişimi

Tarihte ilk bahçe fikirleri dini felsefe ve mitoloji ışığında gelişmiştir. Bahçe sanatı ilk çağlarda uygarlık düzeyinin bir ölçüsü niteliği taşıdığı için çoğunlukla krallar ve aristokratlar için mekân oluşturmada kullanılmıştır. Daha sonra insana ve topluma yönelik gelişim göstermiş ve evrensel bir nitelik kazanmıştır. İnsanların göçebe hayattan yerleşik hayata geçmeleriyle ilk bahçe örnekleri ortaya çıkmıştır. Tarihte bilinen ilk bahçe örnekler Mezopotamya, Mısır, İran, Eski Yunan ve Eski Roma uygarlıklarında görülmüştür.

 

Babil Krallığı ve Cennet Bahçeleri

Bahçe sanatı, cennet bahçesi mitinden günümüze gelene kadar, farklı coğrafya ve kültürlere ait dini, felsefi, politik ve bilimsel çeşitliliği temsil etmiştir.  Cennet Bahçesi kökeni Babil Krallığı’na kadar uzanır ve dört farklı nehir tarafından sulanır. 

 

 

Tek tanrılı dinler döneminde ilk kez Tevrat’la karşımıza çıkıyor. Kültür tarihinin devamında İncil ve Kuran’da anlatılan bu kavram, binlerce yıldır doğu ve batıyı etkileyen bahçe tipini yaratmıştır. Cennet bahçesi kültürel anlamda bir zevk bahçesidir. Politik olarak kalıcı barışı simgeleyen büyük rüyanın sembolik alanıdır.  

 

 

Ortaçağ Dönemi Bahçeleri

Ortaçağ bahçe sanatı çalışmaları manastır ile derebeylerin hüküm sürdüğü şato çevrelerinde yapılmıştır. Ortaçağı karanlık döneminde  oldukça önem kazanan manastırlar, dini okul olmanın yanında kendilerine yeterli olma zorunlulukları sebebiyle tarım alanında uzman bazı din adamlarının yetiştiği kurumlar halini almıştır. Bu yüzden Ortaçağ Avrupa bahçeleri içerisinde esas etkinlik manastır bahçelerindedir. Genellikle her manastırda kilisenin güneyinde bir avlu (cloister) bulunurdu.  Dört köşe biçiminde olan bu avlular birbirini dik kesen iki yolla dörde bölünürdü. Avluda ortada genellikle balık üretilen bir havuz, sebzelik ve tıbbi bitki yatakları bulunurdu.

 

 

Rönesans Dönemi Bahçeleri

Ortaçağ sonrasında Aydınlanma Çağı olarak da bilinen Rönesans Avrupa,da ilk önce İtalya’da doğmuştur. 13. yüzyıldan başlamak üzere yedi sekiz asırdır devam eden karanlık çağ durulmaya, belirli bir politik, sosyal ve iktisadi denge  sağlanmaya başlamıştır. Güvenliğin sağlanmasıyla kent duvarları gereksiz kalmıştır; ticaret yoluyla refah düzeyi artmış ve geniş halk kitleleri arasında adalet sağlanır olmuştur. Böylece kentlilerin dış mekanlar oluşturup kullanmaları her anlamda kolaylaşmış ve yaygınlaşmıştır. Bu çağ adeta yeniden doğuş devridir ve doğa korkusu sanatçıların doğaya yönelmesiyle kaybolmuştur. Bu dönemde bahçe ve mimari iç içe geçmiştir.  

 

 

Barok bahçeler, 16. yüzyılda sömürge hareketlerinin gelişmesi sonucunda devletler, devletlerin beraberinde sanatında gelişimini beraberinde getirmiştir. Geride bırakılan kilise dayatmaları, uzun yıllar süren savaşların yarattığı buhranlı zamanlardan sonra  sanat  ve  bilim adamları doğaya, insana, insan haklarına daha çok ilgi duymaya başlamışlardır. Bunun sonucunda sanatçılar eserlerinde duygularını ifade ederken daha abartılı, duygu ve düşüncelerini daha ihtişamlı ve şaşalı eserlerle ortaya koymaya başlamışlardır. 

 

 

16. Yüzyılın sonlarına kadar Rönesans bahçe sanatının etkisinde kalan İngiltere’de 17. yüzyıldan itibaren yeni bir yol denenmesi söz konusu olmuştur. Hatta İtalya ve Fransa bile dış mekan düzenlenmesinde yeni bir akıma açık ve hazırdır. Bu yeni fikir formal olanın tam tersi, yani informal düzendir. Buna bağlı olarak bahçe tasarımına yön veren İngiltere olmuştur. Rönesans bahçesi İtalya, Barok bahçe Fransa tarafından doruğa ulaştırılmışken,  oğal/pitoresk/romantik/informal bahçenin öncüsü ise İngiltere’dir.

 

 

Fransız bahçeleri biçimsel disiplinleriyle doğaya hâkim olurken, onlara karşı İngiliz bahçeleri özgür ve doğaldır.  19. yüzyılda bu dönemin küçük burjuvazisine ait kitsch bahçeleri, Sanayi Devrimi döneminin kültürel boşluğunun simgeleridir.

 

 

 

 

 

 

Uzakdoğu Bahçeleri

Uzakdoğu’daki bahçeler genellikle doğanın küçük bir kopyası olarak düzenlenir.  Uzakdoğu din önderlerinden başlıca iki tanesi olan Buda ve Konfiçyus’a göre evrenin en güzel süslerini dağlar, kayalar, göl ve nehirler oluşturur. Dolayısıyla imparatorların geniş park alanlarında yapay tepeler, kayalıklar inşa ettirdiklerini ve bunların üzerine saraylarını yaptırdıklarını gösteren kayıtlara rastlanmıştır. Uzakdoğu  bahçelerinde zemin döşemesi olarak taş, çakıl ve mozaik kullanılmıştır. Su yüzeylerinin üzerinde ahşap köprüler yer almıştır. Bahçelerde meyve ağaçları ile iğne yapraklı ve herdemyeşil bitkiler kullanılmıştır. Çiçekli bitkiler dikkatli ve nadir kullanılır. Mevsimlerle yaprak rengi değiştiren bitkilerin ayrı bir önemi vardır. Çam ağacı sık kullanılan türlerdendir ve uzun ömürlülüğü temsil eder. Kıvrık çatılı sarayları çini bezemeleriyle süslenmiştir.

 

Pagan inancındaki “kutsal koru” kavramı Çin’de din ve felsefe ile birleşerek özgür bir doğaya dönüşüyor.  Çin düşüncesine göre bahçe; bitki materyali, kaya ve sudan oluşan bir kompozisyondur. Çin’de bahçe sanatı doğal yapıda ve insan duygularının özgürlüğünü ifade eder biçimdedir. Çiçek düzenleme sanatı (ikebana) ile minyatür ağaç yetiştirme sanatı (bonsai) Çin’de doğmuş, Japonya’da geliştirilmiştir. 

 

 

Japon bahçelerinde zenginlik ve lüks düşünülmeyip halkın doğa sevgisinin ve özleminin bir parçası olarak kabul edilmiştir. Bahçe, insan ile doğa arasında bir köprü vazifesi görmektedir. Sembolizm kullanılarak bahçelerde Japonya’nın doğasına ait manzara görüntülerinin minyatür kopyaları yaratılmaktadır. Japon bahçe sanatı tarihi dönemleri boyunca Budizm, Taoizim ve Şintoizm dinlerinden etkilenmiştir. Japon bahçelerinde bitkilendirmede tek renklilik hakimdir.

 

 

Yorum Ekle

Bu alandan yorum ekleyebilirsiniz.

Subscribe
Bildir
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Yayında

Benzer Yazılar

0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x